[3 Aralık] Engel Tanimayan Gezginler

Kategori : Genel |

Onlar, “bir nefes sıhhate” muhtaç engelliler. Ama, engellere aldırmadan turist gibi geziyorlar. Engelli gezginlerin azim ve fedâkarlık dolu hikâyesi… Önümüzdeki pazar, sizin için sıradan bir tatil günü olacak; ama hayatı sizden farklı yaşamak zorunda kalanlar için çok anlamlı bir gün. Dünya Engelliler Günü’nde siz rahatça gezip dolaşırken, biz engelli olmasına rağmen gezip görmeye sapasağlam insanlardan daha meraklı olan gezgin ruhları haberleştirelim istedik. Acaba yürüyemese de, göremese de, duyamasa da tıpkı bir turist gibi gezenler var mıydı? Birçok kişiye ütopik gelse de böylesi gezginleri bulmak mümkün; ama itiraf edelim ki sayıları çok fazla değil.

 Lakin onların hikâyesi engelli, engelsiz herkese örnek olacak nitelikte. En büyük yardımcıları olan “yol arkadaşları” ise birer fedakârlık abidesi… Bu haberi yaparken, engelli birinin nasıl şehirlerarası yolculuğa çıktığını, olumlu-olumsuz nelerle karşılaştığını, yaşadığı zorluklara rağmen seyahat keyfini nasıl çıkardığını ve yeni yerler keşfetmenin onların psikolojilerine katkısını öğrendik; şimdi sıra sizde…

İstanbul’da yaşayan Teslime Tablacı, 36 yıllık ömrünün ikinci yarısını engelli olarak geçiriyor. 18 yaşında trafik kazası sonrası boynu kırılır ve felç olur Teslime Hanım. Fizik tedavi sonucunda da kısmen ellerini kullanmaya başlar. Yaşadığı bu üzücü olay, hayatını baştan aşağı değiştirir. 1993’te henüz endüstri meslek lisesi son sınıf öğrencisidir. Fakat kanunlar, engellilerin meslek lisesinde okumasını yasaklamıştır. Mecburen liseyi tekrar dışarından vermek zorunda kalır; sonra da dış dünyadaki engeller gözünü korkuttuğu için Açık Öğretim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirir.

SADECE GÜNEYDOĞU’YU GEZEMEDİM

Teslime Hanım; evli ağabeyi, küçük yeğeni ve annesiyle aynı evde yaşıyor. Onun tüm ihtiyaçlarını ise yanından bir an olsun ayrılmayan annesi karşılıyor. Teslime Tablacı gezmeyi seven, enerji dolu biri. “Kazadan önce daha çok gezerdim” diyor. Sürekli ailesinin yardımını almak zorunda olsa da “Engelliyim dışarı çıkmayayım, gezmeyeyim” düşüncesine karşı çıkıyor. Bir çırpıda da aklına ilk gelen gezip gördüğü yerleri sıralıyor: “İki kez Fransa Paris, Antalya, Bodrum, Kuşadası, Denizli travertenler, Çanakkale, Konya, Karaman, Mersin… Benim liste uzun. Sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne gitmedim. Bir de oraya gitmek istiyorum.” Bir süre Engelliler Çağrı Merkezi’nde çalışsa da aslında profesyonel bir bulmaca yapımcısıymış Teslime Hanım. Türkiye’de birkaç gazete hariç hepsinde bulmacaları yayımlanmış. Artık bir reklam ajansıyla çalışıyor. Her hafta yaptığı 8 kare ve çengel bulmacayı ajansa gönderiyor; onlar da anlaşmalı oldukları gazetelere… Bulmaca merakı, onun gezme merakının da bir göstergesi aslında.

Çorlu’da yaşayan Suat Yaşa (45) 1981 yılında geçirdiği trafik kazasında boynu kırılarak felç olur. Aslen sınıf öğretmeni olsa da rahatsızlığı sebebiyle görev değişikliği yaparak memurluğa başlar. Doktorların ‘Doğum yapamazsın’ görüşüne inat; normal doğumla iki erkek çocuk dünyaya getirir. “Yaşadıklarımdan sonra toplumdan kopmadım. Uzun süre rehabilitasyon görsem de yine kendimi toplumda buldum.” diyen Suat Hanım, eşi Sadık Bey ve annesi Vasfiye Akdemir ile Türkiye’nin hemen hemen yer yerini gezmiş. Bununla da yetinmemiş, bir de İtalya seyahatine çıkmış. Onlar için gezmek, karşılaştıkları tüm zorluklara rağmen çok keyifli. Suat Yaşa, Türkiye Sakatlar Derneği’ne bağlı Çorlu Sakatlar Derneği’nin hem kurucusu hem de 10 yıllık başkanı.

İstanbul Beylikdüzü’nde yaşayan 26 yaşındaki Hatice Çeltik, doğuştan görme engelli. Üniversite mezunu ve orta derecede Fransızca biliyor. Şu an özel bir şirketin telefonlarına bakıyor. İşletme eğitimi almasına rağmen kendi alanında hiç çalışmamış. Bunun sebebi, haberimizin konusuyla da çok ilgili: “Gezmeyi, arkadaşlarımla birlikte olmayı çok seviyorum. Bir yere, bir işe saplanıp sosyal hayatımdan taviz vermek istemiyorum. Sorumluluk ne kadar az olursa çekip gitmek o denli kolaylaşıyor ve ben bu hâli çok seviyorum.” Hatice, görme engelli olmasına rağmen tam bir gezgin. Türkiye’de gitmediği hiçbir yer yok. Yurtdışında da Fransa, Portekiz, Yunanistan ve Rusya’ya gitmiş. En son Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni gezmiş ve buradaki atmosferden hayli etkilenmiş. Gezmeyi çok sevmesinin altında çocukluktan gelen alışkanlıkları var: “Ailem hep, görme engelli olduğumu bana unutturmaya çalıştı. Bol bol gezdirdiler. Nasıl olsa görmüyor, götürmeyelim demediler.”

“Kadınlara, gökyüzünde düğün var demişler; onlar da merdiven var mı nasıl çıkacağız diye sormuşlar” diyen Saadet Fidan’la (37) gülüşerek sohbete başlıyoruz. Çorlu’da yaşayan Saadet Hanım’ın boynu, geçirdiği trafik kazasında kırılır ve doktorlar ‘yaşamaz’ dese de bir yıl fizik tedavi gördükten sonra tekerlekli sandalyeyle de olsa hayata kaldığı yerden devam eder. O, sergiler açan ödüllü bir yağlı boya sanatçısı. Yaptığı cıvıl cıvıl tablolar da iç dünyasındaki neşeyi, enerjiyi, gezgin ruhunu yansıtır cinsten. Sadece bileklerini hareket ettirerek yaptığı eserlerin manevi kıymeti de çok büyük. 26 yaşında geçirdiği kaza, hayatında birçok şeyi değiştirse de “Her şey için şükür, çok şükür.” diyor Saadet Hanım. Çünkü kaldırıldığı hastanede herkesin ‘ölecek’ diye beklediği, yutkunamadığı için 4 ay boyunca sudan başka hiçbir gıda alamamış, 34 kiloya kadar düşmüş biri. İlk zamanlar tekerlekli sandalyede sadece 10 dakika oturabilirken şimdi yemek yapıyor, evini toparlıyor, kumaş ve ahşap boyuyor, misafirlerini ağırlıyor. Belki kendi farkında değil; ama yaşadıklarıyla, sabrıyla aynı durumdaki hastalara umut dağıtıyor.

NASIL GEZEBİLİYORLAR?

17 yaşında bir erkek çocuk annesi Saadet Hanım, 26 yaşına kadar eline geçen her fırsatı seyahate çıkarak değerlendirmiş; son 11 yıldır daha az gezse de bu tutkusundan vazgeçmemiş. Boynu kırıldığı için sıcak havalarda vücut ısısı artıyor, ateşi çıkıyor, tansiyonu yükseliyor. Ama buna rağmen o hâlâ bir gezgin. Hatta bir seyahatte fenalaşmış, üç kez de kalbi durmuş. Serin veya klimalı ortamlarda yolculuk yapması şart. Fidan Ailesi, kazadan sonra yaşadıkları maddi-manevi engeller sebebiyle bir türlü klimalı araba sahibi olamamış; hep şehirlerarası otobüsleri kullanmak zorunda kalmışlar. Kazadan sonra en sık gittikleri yer İzmir. Hatta ilk kişisel sergisini de yine İzmir’de açmış.

Tekerlekli sandalyeli ya da görme engelli birinin seyahat edebilmesi için bir ya da daha fazla kişinin yardımcı olması gerekiyor. Genelde, tüm olumsuzluklara rağmen hayat arkadaşlarını terk etmeyen, her zaman yanlarında olan eşler ve günlük ihtiyaçlarını karşılayıp ev idaresiyle ilgilenen anneler seyahatlerin vazgeçilmez yardımcıları oluyor. Onlar olmadan seyahat etmek ise imkânsız. Engelliler, yolculuğa çıkmadan önce en ince ayrıntısına kadar düşünüp program yapmak zorunda. Çünkü yaşayacakları en ufak bir sürpriz, sağlıklarına ve psikolojilerine zarar verebiliyor. Bunun bilincinde oldukları için de özellikle tekerlekli sandalye kullananlar kalacakları yerin mimari özelliklerini öğreniyor. En önemli şart; tekerlekli sandalyelerini rahatça kullanabilecek kadar büyük giriş-çıkışların olması. Birkaç basamaktan fazla olan merdivenler ve asansörsüz katlar da ayrı bir engel.

Suat Yaşa’nın eşi Diş Hekimi emekli Binbaşı Sadık Yaşa, diğer engelli ailelerine göre şanslı olduklarını düşünüyor. Çünkü gazileri de düşünerek yapılan özel odalar sayesinde gittikleri birçok ilde sorun yaşamadan kalabiliyorlar. Gerçi konaklayacak uygun mekân bulamadıkları için çadırda kaldıkları da olmuş. Yurtdışına sık sık çıkan Yaşa Ailesi, Avrupa ülkelerinin bu konuda daha hassas olduğunu düşünüyor. Çünkü gittikleri hiçbir yerde bu zamana kadar sorun yaşamamışlar.

GELİNCE, ELİ MAHKÛM KALIRLAR!

Teslime Tablacı, en önemli hassasiyetini, “Gideceğim yeri didik didik araştırırım” cümlesiyle özetliyor. Saadet Fidan’ın meşakkatli yolculuğu ise daha yola çıkmadan başlıyor. Kazadan kalma hassasiyeti sebebiyle 3 gün önce panik atak nöbetleri başlıyor; son gün de hiç sıvı tüketmiyor. Çünkü mola verilen dinlenme tesislerinde engellilere özel tuvalet olmuyor. 9-10 saatlik yolculuk esnasında da karnında kasılma ve ağrılar oluyor. Oturmak, hareket etmeden durmak ise çok yorucu geliyor. Hatta bu yorucu seyahatlerin ardından en az 3 gün dinlenmesi gerekiyor.

Normalde insanlar seyahat esnasında otobüsü kaçırabilir, yolda kalabilir, yiyecek bulamayabilir… Peki seyyahlar bir engelliyse sizce neler yaşayabilir? Bulmaca yaparken kendine ansiklopedi genişliğinde bir de sözlük hazırlayan Teslime Hanım’ın hatırladığında hâlâ sinirlendiği bir anısı var: “Eğer bir engelli geziye çıkacaksa önceden etüt yapmasını tavsiye ediyorum. Ayvalık Sarımsaklı’ya gidecektik. Oteli aradım. Görevli, otelin giriş çıkışlarının, tuvaletinin tekerlekli sandalyelilere uygun olduğunu söyledi. Yanımda engelli iki arkadaşım daha vardı. Biri benim durumumda, diğerinin de ayağı sorunluydu. Gittik ve mimarinin kesinlikle bize uygun olmadığını gördük. Düşünebiliyor musun tekerlekli sandalyeli iki insanı oraya kadar getirttiler! Sarmısaklı’ya gitmek isterken Altınova’ya geçmek zorunda kaldık. Tam tatil sezonuydu. Engelli üç insanı oradan oraya gezdirdiler. Bu işletmeler, ‘Gelince eli mahkûm kalır’ mantığıyla çalışıyor.”

Anne Ayşe Tablacı da “Ben kızımdan şikayetçi değilim; o benim başımın tacı, gözümün nuru.” diyerek sohbete katılıyor. Kızının yanından bir an olsun ayrılmayan fedakâr annenin de anlatacakları var: “17 yıldır her şeyi beraber yaşıyoruz. Ayrı vücutlarda tek bir beden gibiyiz. Tekerlekli sandalyeyle eline bir çanta alıp gezmeye gidemezsin. Ben hem kızımı hem de eşyaları himaye etmek zorunda kalıyorum. Hayat beni çok asabi yaptı. En ufak bir şeye kızabiliyorum. İnsan bazen isyan ediyor; çünkü paranla rezil oluyorsun. O günü hayatım boyunca unutmayacağım.”

GEZERKEN, GÖNÜL GÖZÜMÜZLE GÖRÜYORUZ

Gezmeyi çok seven görme engelli Hatice Hanım, “Bakmak ve görmek arasında fark var. Biz de bakıyoruz. Fakat gözümüzle değil, gönül gözümüzle görüyoruz. Bence bunda bir sorun yok.” diyecek kadar kendiyle barışık biri. Şehirlerarası yolculuklarda arkadaşlarıyla olmayı tercih etse de yurtdışı seyahatlerine ‘mecburen’ ailesiyle çıkıyor. Fakat Hatice Hanım’ın görme engelli olduğunu anlamak çok da kolay değil. Hislerinin görebilen insanlardan daha kuvvetli olduğunu, biraz da eğitimle her şeyin kolaylaşıverdiğini söylüyor.

Hep astronot olmanın hayaliyle büyüdüğüne dikkat çekiyor Hatice Hanım ve “Benimle seyahat etmek kolay değildir” diyor. Ama sakın onun ‘sorunlu’ bir tip olduğunu düşünmeyin. Tek sorunu; çok soru sorması. Mesela; Fransa’ya gittiğinde gezi grubundaki gençlerin hepsi kısa sürelerle tek tek kendisine yardımcı olmuş. “Sorularımdan yoruluyorlar. Göremediğim için gittiğim yerler hakkında ayrıntılı tanımlamalar istiyorum. Bu da çevremdekileri yoruyor. Gittiğim her yerde fotoğraf çekiliyorum.” diyen Hatice Çeltik, eğer güneş gözlüğü takıyorsa görme engelli olduğuna kimseyi inandıramıyor. Bundan dolayı kısa süreli krizler yaşasa da çok da umursamıyor. Çeltik’in en büyük hayali; gezdiği ama bir türlü dünya gözüyle göremediği yerleri anlatan genişçe bir gezi kitabı yazmak. Hatta sorularından sıkılan arkadaşlarına şimdiden “Kitabımda burayı senin anlattığını yazacağım.” diyor.

Engelli gezginlerin en büyük şikâyeti binbir zahmet çekip yolculuk yapmalarına rağmen tarihî eserleri her zaman görememeleri. Kazadan sonra sadece yüzde yirmi yaşama şansı olduğu söylenen Teslime Tablacı tarihî eserlerin bulunduğu mekânlara tekerlekli sandalyeyle girip çıkamadığından yakınıyor. Tablacı, birçok tarihî eseri abisinin kucağında görse de inceleyemediğini, abisini yorduğu için de kendini kötü hissettiğini anlatıyor. 27 yıllık evli Suat-Sadık Yaşa çifti ise bu soruna çözüm bulmuşlar bile. Gidebildikleri yere kadar birlikte gidiyorlar. Sadık Bey sonrasını ya fotoğraflıyor ya da kameraya çekiyor, görüntüler yardımıyla gözlemlerini eşine aktarıyor. Giriş-çıkışlarındaki darlık sebebiyle Safranbolu’daki konaklara giremeyen Suat Hanım üzüldüğünü, fakat böyle küçük üzüntüleri yurtdışı seyahatlerinde telafi ettiğini söylüyor. Saadet-Mehmet Fidan çifti ise bu konuda herkesten daha gayretli gözüküyor. Mehmet Bey’in gittiği her yere şartlar ne olursa olsun eşini götürmek gibi samimi bir inadı var. Mehmet Bey dayanamayıp sözü alıyor ve gözleri yaşartan şu cümleleri aktarıyor: “Saadet, kendini kötü hissetmemeli. Gideceğimiz yeri herkesten çok merak ettiğini bilirken onu nasıl ardımda bırakayım? Araba girmiyorsa sırtıma alıyorum. Gideceğimiz yere önce onu götürüp bırakıyorum, sonra da arabayı. Yerebatan Sarnıcı’nı çok merak ediyordu. Oraya da kucağımda götürdüm. Gündelik yaşamda; sinemaya, tiyatroya gittiğimizde de yine sırtıma alıyorum. İnsanlara garip geliyor. Yalnız kilo almaması gerekiyor. Kilo aldığında hareket kabiliyetimiz azalıyor. Ellerini kullanamadığı için kollarıyla omuzlarımdan tutuyor, ağırlaştığında da çok yoruluyor. Bu yaz sırf üzüm bağlarını görüp resim çizsin diye dağa çıkardım aynı yöntemle. İnanın Allah insana ayrı bir güç veriyor. Herkes tekerlekli sandalyeyle yaptıklarıma şaşırıyor. Hiç yorulmuyorum, sıkılmıyorum.”

Anadolu’da ‘ömre ömür katmak’ diye bir deyim var. Çok keyif aldıkları işleri yaptıklarında ömürlerinin uzadığını düşünenler kullanıyor bunu. Yaptıkları yolculukların, tanıdıkları insanların engellilerin hayatına ne kattığını merak edenlere şu cevabı verebiliriz: Ömürlerine ömür katılıyor, çok gezerek çok yaşıyorlar!… Belki de tüm zorluklara rağmen seyahat etmenin bir tutkuya dönüşmesinin altında da bu sebep yatıyor. “Nerelere gittiniz?” sorusuna bambaşka bir sevinçle cevap veriyorlar. Onlara sahip çıkan, eli kolu ayağı olan eşleri, anneleri ise anılarını tazelerken bile huzur buluyor.

ZAMANIN VE HAYATIN DEĞERİNİ BİLMİYORDUM

Saadet Hanım seyahat ederken yaşadığı tüm zorlukları gülümseyerek anıyor; hatta bu zorluklarla hayata daha sıkı bağlandığını düşünüyor. Kazadan önce temizlik, ütü, çocuk bakımı gibi konulara gereğinden fazla önem verdiğini, sağlıklı olmasına karşın zamanın değerini bilmediği için şimdi üzülüyor. Ona göre hayat, başlı başına mücadele olsa da insan her şeye alışır. Zorluklar aile desteğiyle aşıldığında mevcut sevgi, bağlılık artar. Dolayısıyla insan, elindeki nimetlerin değerini kaybetmeden anlamalı, zamanını ona göre taksim etmeli. Çorlu Sakatlar Derneği’ne üye olan engellilere de geziler düzenleyen Suat Yaşa, seyahate çıkacakları zaman heyecanlandığını, ayrı bir özen gösterdiklerini, engelsiz insanlara göre daha çok merak edip gezdiklerini belirterek, “Sıkıntılarımı gezerek unutuyorum.” diyor. Sadık Yaşa ise “Karım yanımda da yürüse, tekerlekli sandalyede de olsa aynı. Engelli olarak görmüyorum onu. Birlikte deniz turu da yapıyoruz, mehtap turu da. Önemli olan birlikte mutlu olmak.”

Herkes hayatın kısa olduğunu ve günü yaşamak gerektiğini söyler. Fakat, kurulan klişe cümlelerin içi hiçbir zaman zihinlerde doldurulmaz. Hayata bir eksikle de olsa kaldığı yerden devam eden engellileri tanıdıkça bildik cümlelerin yersizliğini daha çok anlıyorsunuz. Hasılı, engellilerin yolu hep açık olsun!

 

Haberi yazan - 26 Temmuz 2010. Kategori Genel. Giriş yaparak yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Giriş yaparak yorumları takip etmekten vazgeçebilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.